19. Akbank Caz Festivali Önümüzdeki Hafta Başlıyor




"ŞEHRİN CAZ HALİ"NE DEVAM

Türkiye'nin en uzun soluklu festivallerinden Akbank Caz Festivali şehri cazla donatmaya geliyor. 19.su düzenlenen festivalin, "Şehrin Caz Hali" sloganıyla hazırladığı programı yine sürprizlerle dolu...

15 - 25 Ekim 2009 tarihlerinde Pozitif'in organizasyonuyla dünyanın en önemli caz sanatçılarını ülkemizde ağırlayan, genç ve başarılı caz sanatçılarına performans sergileme olanağı sunan Akbank Caz Festivali'nden güzel haberler gelmeye başladı. Festivalin caz dolu programının sürpriz isimleri şimdilik; Terje Rypdal & Ketil Bj¸rnstad, Cecil Taylor, Joe Lovano Us Five, Marilyn Mazur ve Richard Bona.

Festivalin en heyecan yaratan isimlerinden biri Cecil Taylor. Tarzıyla tüm kalıpları yıkan, eleştirmenler tarafından avangart cazın yaratıcılarından biri olarak selamlanan bu yetenekli piyanistin müziğiyle karşılaştığınız ilk anın büyüsünden kurtulamayacaksınız. "Best Large Ensemble" dalında Grammy ödülü kazanan ünlü saksafon sanatçısı Joe Lovano ve ekibininse coşkulu, dinamik ve heyecan verici performansını ayakta alkışlayacaksınız.

Kuzey Avrupa cazının en üretken isimleri arasında yer alan Norveçli gitarist Terje Rypdal ile aranjör, kompozitör ve piyanist Ketil Bjornstad'ı aynı sahnede izleyeceğiniz konseri de ajandanıza mutlaka not edin. Bu konserde; akustik piyanonun saf ve melodik dünyası ile elektrikli gitarın sert mizaçlı, keskin ve tavizsiz karakterinin etkileyici buluşmasına tanık olacaksınız.

Akbank 19. Caz Festivali'nin bir diğer konuğu olan dünyaca ünlü perküsyon sanatçısı Marilyn Mazur; ziller, çıngıraklar, ağaç vurmalılar ve davullar arasında kaybolan sıra dışı performansıyla size müzikal serüvenlerinden bir seçki sunuyor olacak. Festivalin en unutulmaz performaslarından biri olacağına şimdiden kesin gözüyle bakılan Kamerun kökenli basçı Richard Bona ise cazseverleri basgitarın müzikal coğrafyasında renkli bir gezintiye çıkaracak.

Konserler dışında çeşitli workshop ve panellerin de düzenleneceği festivalin bu yılki mekanları; Aya İrini Müzesi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Akbank Sanat Merkezi, Babylon, The Seed, Roxy, Asithane ve Ghetto olacak.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nden Yeni Bir Kitap



Proust
Bir Sinirbilimciydi

Jonah Lehrer

Çeviren:
Ferit Burak Aydar

Lehrer, sinirbilimdeki son çalışmaların ışığında; Proust'un romanlarının belleğimizin, Cézanne'ın resimlerinin görme duyumuzun, Stravinski'nin müziğinin işitsel algımızın, Stein'ın şiirsel arayışlarının dil yetimizin, Woolf'un bilinçakışı metinlerinin ise zihnimizin çalışma ilkelerini nasıl da doğru bir şekilde önceden ortaya koyduklarını çarpıcı bir şekilde gösteriyor.

Sanat ve bilimin, bunca zamandır birbiriyle iletişim kuramayan iki farklı kültürün artık konuşması gerektiğini söyleyen bu kitap, biz kimiz sorusuna ikili bir cevap öneriyor: "Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmışız, ama aynı zamanda yalnızca maddeyiz."

"İnsan doğasına ilişkin derin içgörülerin önce şairlerin ve sanatçıların payına düştüğü, bilimciler tarafından ancak yıllar sonra sistemli şekilde araştırıldığı yeni bir görüş değildir. Ama bu görüşün bu kadar çarpıcı bir şekilde ortaya serildiğini ilk defa görüyorum. Jonah Lehrer 'iki kültür' arasındaki köprüleri kolaylıkla ve incelikle kurduğu bu ilk kitabında, sinirbilim algı, dil, iletişim, bilinç ve hafıza hakkındaki en son tespitleriyle olduğu kadar Cézanne, Proust, George Eliot, Stravinski, Gertrude Stein ve Virginia Woolf'la da içli dışlı bir yazar olarak karşımıza çıkıyor." (Oliver Sacks)

"Jonah Lehrer bu kitapta yemek yapmanın kimyadan ibaret olmadığını harikulade bir tarzda gösteriyor. Bilim ve tekniğin ötesinde yetenek, sezgi ve içgüdüler de vardır ve bunlar da olduğunda, sanat ve bilim el ele verip ortaya enfes bir yemek çıkartacaktır." (Jacques Pepin)

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

Alfred Brendel 7 Ekim'de Boğaziçi Üniversitesi'nde


Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Klasik Müzik Konserleri 13. yılına gelmiş geçmiş en iyi piyanistlerden biri olan Alfred Brendel ile başlıyor. Sanatçı, klasik müzikte betimleyici unsurlar taşımayan yapıtların da nükteli olabileceğini bir konferans-konserle anlatarak, Haydn ve Beethoven’in piyano yapıtlarından örnekler sunacak.

Bu dinleti binanın dışına kurulacak ekrandan da ücretsiz olarak izlenebilecek.

07 Ekim 2009

Saat 19:30

Albert Long Hall



BİLGİ İÇİN: 359 66 48

BİLET İÇİN: 359 58 00-119/165

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

2 Ekim Vizyona Girenler...

Yaz tatilinin ardından Ramazan’ı ve Ramazan Bayramı’nı da geride bıraktık. Okullar açılıp, şehir canlanırken sinemalar ve televizyonlarda da sezon açılıyor. Televizyonlar yeni dizilerini ekrana sürerken, sinemalarda da bu sezon gösterime girmeyi bekleyen 75 film bekliyor. Bu sayı şimdilik bilinenler, ileriki günlerde bu sayıda da artış olması bekleniyor.



Bu hafta sadece 6 yeni film gösterime giriyor. Ama sinemalarda sizi en az 20 film bekliyor. Ne kadar verimli bir sezon değil mi? Her zevke hitap eden birden fazla seçenek var.

Kampüste Çıplak Ayaklar, Karanlıktakiler, Matrak Adamlar, Acı, Son Veda ve Oyuncu. Üç Türk filmi ve üç yabancı film.



Başarılı oyuncu Cansel Elçin uzun süredir üzerinde çalıştığı "Kampüste Çıplak Ayaklar", dram ve romantik komedi öğelerini barındırıyor. Filmin başrollerini Ezgi Asaroğlu, Damla Sönmez, Melza Burcu İnce, Cansel Elçin, Türkü Hazer, Altan Erkekli, Binnur Kaya paylaşıyor. Hikâye, İstanbul’daki bir Üniversite'de geçiyor. Farklı sorunları olan gençlerin bulunduğu sınıfın kapısı bir gün açılır ve içeri adı Şiva olan Hintli bir kız girer. İlk başta herkesin giysileri ve görünüşünden dolayı alay ettiği kız, sonradan herkesin arkadaşı olacak ve farklı kültürden gelmenin verdiği farklı bakış açısı, inançlar, mitolojik hikâyelerin yardımıyla onların hayatını değiştirecektir. Ancak hiç kimsenin bilmediği, bu Hintli kızın bir sırrı olduğudur.


Film günümüzün gençlerinin yüzeysel yaşantılarına, birey olmalarına izin vermeyen toplumsal baskılara ve gençlerin duygusal yönlerinin çöküşüne eleştirel bir bakış getirmesi ile öne çıkıyor. Bakalım Cansel Elçin bu ilk uzun metraj film denemesinde başarılı olabilecek mi?



Gösterime giren bir diğer Türk filmi olan Karanlıktakiler ise Çağan Irmak imzasını taşıyor. Karanlıktakiler başrollerini Meral Çetinkaya, Erdem Akakçe, Derya Alabora ve Şebnem Dilligil'in paylaştığı bir gerilim filmi. Egemen (Erdem Akakçe) 30'lu yaşlarını aşmış, bir reklam ajansında ofis boy olarak çalışan ve ilerleyen yaşına rağmen annesi Gülseren (Meral Çetinkaya) ile aynı evde yaşamak zorunda olan genç bir adamdır. Annesinin zihinsel kararmalarıyla geçen bir hayat Egemen için, evlerinin içine gizlenmiş, belki de sadece onlar için hazırlanmış ufak bir cehennem gibidir.

Gülseren içinse hayattaki tek varoluş nedenidir Egemen. Gerisi, kendisini hapsettiği evinde yaşadığı bitmeyen bir huzursuzluk ve tedirgin bir ruhtur. Yanında olmasını istediği tek kişi Egemen'dir. Oğlunun kendisinden ayrılmasına dair en ufak bir düşünce bile bir çılgınlık nöbetine girmesi için yeterlidir.

Egemen'in tüm hayatını geçirdiği bu cehennemden uzaklaşarak, rahat nefes alabildiği, normal bir hayata yaklaştığı tek yerse çalıştığı reklam şirketidir. İşi sayesinde dış hayatla bir bağ kurmak az da olsa annesinin karanlık dünyasından uzaklaştırır Egemen'i. Öte yandan patronu Umay'a (Derya Alabora) duyduğu ilgi genç adam için büyük bir açmazdır. Annesinin varlığı bu ilgi önünde koca bir engeldir. Çaresizliği artan Egemen iki kadın arasında sıkışıp kalır.


Matrak Adamlar'ın başrolünde Adam Sandler var. Sadece bu ismi görmek bile bize kahkaha dolu bir film olacağı izlenimini veriyor. Ünlü bir stand-up ustası olan George Simmons, kan dolaşımındaki bir sorun nedeniyle ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir. George'un bir yıldan az ömrü kalmıştır. Ira ise ümit vaadeden ve George'u örnek alan bir stand-up komedyenidir. Ira ve George günün birinde aynı klüpte sahne alırlar. Ira'nın yeteneğini fark eden George, onu asistanı olması için ikna eder. Ira'nın hayatına girmesi ile George bir çalışandan çok, bir arkadaş edinmiştir.


Oyuncu'da Gerard Butler, Milo Ventimiglia, Michael C.Hall, Aaron Yoo, Alison Lohman’ı görüyoruz. Filmin konusu ise kısaca şöyle: Çok oyunculu bir oyun platformu kurulmuştur. Oyuncular hükümlülerden seçilmektedir. 30 oyundan sağ olarak çıkan oyunculara özgürlük vaat edilmektedir. Bu oyunun yıldız oyuncusu Kable bir taraftan özgürlüğünü kazanmak için bu ölümcül oyunda mücadele verirken bir taraftan da oyunun yaratıcısı olan Ken Castle’ı devirmek istemektedir. Fakat bu hiç de kolay olmayacaktır. Yakışıklı oyuncu Gerard Butler geçen hafta gösterime giren Kadın Aklı Erkek Aklı ile beraber tam iki filmiyle sinemalarda. Hayranlarına duyurulur.

Acı bu hafta gösterime giren Türk filmlerinin sonuncusu. 'Acı'nın başrollerini Bursa ve Erzurum Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Nesrin Cavadzade ile 'Sürü' filminin unutulmaz ağabeyi Erol Demiröz paylaşıyor. Bir dede ile torunun yürekleri burkan hikayesini anlatan film Erzincan’ın, iki bin metre yüksekliğindeki bir dağ köyünde kış şartlarından dolayı güçlükle çekilmiş.

Gelelim son filmimize. Son Veda… Yabancı Dilde En İyi Film Oscar'ını evine götüren film, Japonya'nın dini inançlarına ve geleneklerine yer yer komik ve duygusal bir bakış atıyor. Ölümün bir son mu yoksa yeni bir yolculuğun başlangıcı mı olduğunu sorgulatan film, izleyicisini sömürmeyen son derece naif ve aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden bir yapım. Çello çalan Daigo Kobayashi, orkestrasının dağılmasının ardından eşiyle beraber doğduğu kasabasına geri döner. Başka bir işte çalışacak deneyimi olmadığı için deneyim aramayan "Gidişler" ismindeki bir işe seyahat acentası zannederek başvurur.

Aslında yapacağı işin Japon kültüründe önemli bir yere sahip "Nokanshi", yani ölüleri öbür taraftaki yolcukları için hazırlama geleneğinin bir parçası olduğunu öğrenir. Daigo'nun işi ölüleri usulüne göre tabutlara yerleştirmektir. İlk başlarda bu durumda hoşlanmasa da zamanla işine alışılan Diago'nun kendi yaşantısı, bakış açısı ve duyguları da bu işle beraber değişecektir.

Bu haftalık da bu kadar. İyi seyirler.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

“Joseph Beuys ve Öğrencileri” Sakıp Sabancı Müzesi’nde...







Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Turkiye’deki 100. yılını kutlayan Deutsche Bank’ın isbirliğiyle, 09 Eylul - 01 Kasım 2009 tarihleri arasında, “Joseph Beuys ve Öğrencileri - Deutsche Bank Koleksiyonu’ndan Seçmeler” baslıklı sergiye ev sahipliği yapıyor.


 
Kuratorluğunu, Deutsche Bank Sanat Global Baskanı Friedhelm Hutte ile Sanat Elestirmeni Ahu Antmen’in yaptığı sergi, cağdas sanatın efsanevi oncusu Joseph Beuys’un kağıt uzerinde gerceklestirdiği calısmalarla; onde gelen oğrencilerinden Peter Angermann, Lothar Baumgarten, Walter Dahn, Felix Droese, Imi Giese, Jorg Immendorff, Anselm Kiefer, Imi Knoebel, Inge Mahn, Ulrich Meister, Meuser, Blinky Palermo, Katharina Sieverding ve Norbert Tadeusz’un desen, fotoğraf ve baskılarını ilk kez bir araya getiriyor.


“Oğretmenliğim en buyuk eserimdir. Gerisi teferruattır.” diyen Beuys, 1961’den okuldan cıkarıldığı 1972 yılına kadar, Dusseldorf Sanat Akademisi’nde 300’den fazla oğrenci yetistirdi. Sanatsal arayıslarından bağımsız, kendini bir eğitimci olarak goren sanatcı, oğrencilerini de kendi yollarını bulmaya tesvik etmesiyle biliniyor. Sergi, 350’yi askın eserle, Beuys’un karizmatik bir oğretmen olarak tesvik ettiği butun sanatsal yaklasımların bir yelpazesini sunuyor. Ayrıca, cağdas sanatın en onemli donemlerinden birini ve Joseph Beuys’un oğrencileri uzerinde bugun bile devam eden etkisini gozler onune seriyor.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments