Maserati GranCabrio Türkiye'ye gelmiş



Maserati Quattroporte ve GranTurismo modelleri gibi Pininfarina imzası taşıyan Maserati GranCabrio, GranTurismo modelininin sofftop tavanlı versiyonu olarak dikkat çekiyor. Maserati GranTurismo’nun çarpıcı tasarımına ek olarak 28 saniyede açılabilen veya tamamen kapatılabilen kumaş tavana sahip Maserati GranCabrio, 2940 mm’lik aks mesafesiyle aynı zamanda sınıfının arka koltukta yolcularına en uzun diz mesafesi sağlayan modeli olarak farkını ortaya koyuyor. Şık kaputu altında 440 HP güç üreten 4.7 litrelik V8 motorun yer aldığı Maserati GranCabrio, tavanı kapalı konumda iken 283 km/s’lik maksimum hıza erişebiliyor. 0-100 km/s hızlanmasını ise 5.4 sn’de tamamlayan Maserati GranCabrio, 80-120 km/s ara hızlanmasını ise 6 ileri vitesli otomatik şanzımanının atak yapısı sayesinde 4.2 saniyede tamamlayabiliyor. Maserati GranCabrio’nun renk paletinde 10 renk bulunmakla birlikte tüm bu seçenekler, koltuklarda, kokpit panelinde, tente kaplamasında, direksiyonda ve vites topuzunda sayısız kombinasyon dâhilinde harmanlanarak kullanılabiliyor.

Fiyatına gelince :) ülkemizde ön siparişler alınma sürecinin ardından 266 bin Euro’dan başlayan anahtar teslim fiyatıyla satışa sunulmuş. Yani bir hayal gibi :)

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

Kıpırtılar..


Yeniden savruluyorum galiba gitmeyi hiç düşünmediğim o yerlere... Aklımda olmayan şeyleri yapıyorum, söylenmeyecek şeyleri söylüyorum...Susacağım diyorum, susamıyorum.

Bir yanım yavaş, dur dese de, diğer yanım galip geliyor.
-Hep olmayacak şeyleri ister zaten o yanım. Ben de her seferinde ona aldanıp gidiyorum.

Beni olmayacak yerlere sürüklüyor, canımı acıtmaya çok hevesli. Beni kırmaya, yakıp yıkmaya...

Ama o tarafım olmadan da savrulamıyorum yeni aşklara.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

Pazartesi Sendromları

Pazartesi günleri herkes için kabus gibidir. Genelde sabahları rahatlıkla kalkan ben bile pazartesi sabahları saatimi erteleyip duruyorum. Bu sabah da 3-5 ertelemeden sonra uyanıp hazırlandıktan sonra, her sabahki gibi yol işkencemin başlayacağı metrobüsün yolunu tutuyorum.

Yalnız anlamadığım bir şey var. Metrobüsler neden pazartesi günleri daha bir kalabalık oluyor? Aynı şekilde trafik de öyle... Aynı durum bir de Cuma akşamları için geçerli. Sanki bu kadar çok insan sadece pazartesi sabahı işe gidip, cuma akşamı çıkıyor. Diğer günler bu insanlar nereye kayboluyor hala anlayabilmiş değilim. :)  Kısacası metrobüs yolcuğundan nefret ediyorum. Her sabah, her akşam daha da nefret ediyorum.

Neyse, ofise gittiğimde dağ gibi iş beni bekliyordu. Herkes Mart ayı sayısını okurken, biz çoktan Nisan sayısına başladık bile. Veee  üzerimde yapmam gereken tam 12 konu var! Her ay başı bu kadar konu nasıl yetişecek diye düşünüyorum ama "supergirl" olduğum için hepsi bitiyor :) Yapılacaklar listesi oluşturuyorum her sabah o çok işime yarıyor. En zevkli kısmı da yaptığım işlerin üzerine tick atmak. Kendime iş konusunda gün içinde hedefler koyup, o hedeflere ulaştığımda kendimi Mahjong'la ödüllendiriyorum.

Pazartesi günlerinin bir başka olayı da kız kardeşimle gittiğimiz pilates dersleri. Pilates eğitmeni bizi örnek öğrenciler olarak gösterdiği günden beri çok gaza geldiğimiz halde sürekli gidemiyoruz. Sporun son haftasındayız bir de artık. 3 aydır gittiğimiz sporun sonuna geldik. Pilates'e giderken tekrar yazılsak mı acaba diye soru işaretleri oluşmasına rağmen, Sedef'le yaptığımız konuşmalar sonucu pilatesi zirvede bırakmaya karar verdik :) Bilmiyorum ama karar değiştirebilirim. Bilmiyorum.

Pazartesi günlerinin Ezeltesi olarak değişmesine sebep olan Ezel, pilatesten koşarak gelip televizyonun karşısına oturmamızı sağlayan tek şey. Hatta pilates ve sonrası Ezel neredeyse üç aydır her pazartesi yaptığımız etkinlikler. Bu akşamki bölümde Ezel'in iyice karmaşıklaştığına şahit olduk. Git gide sarpa sarıyor. İyice kafam karıştı. Yalnız Hande denen kızın Dayı'nın kızı olduğunu senelerdir dizi izleyerek kazandığım dizi kültüründen dolayı, ilk sahnede anlamıştım.

Bu akşam diğer pazartesilerden farklı olarak "Hülya Avşar Soruyor" programını izledik Haber Türk'te. Gülben Ergen vardı. Gülben Ergen son zamanlarda en çok iletişim halinde olduğum insanlardan biri ve tanımadan önce bu kadar tatlı biri olduğunu bilmiyordum. Yaptığımız röportajdan sonra aramızdaki iletişim çok güzel bir şekilde gelişti. İnşallah bundan sonra "Çocuklar Gülsün Diye" de çok güzel şeyler yapacağız. Projeyi ve yapılacakları da bir başka yazıda anlatırım. Şimdi uyumalıyım, yoksa yarınki yazının başlığı da "Salı Sendromu" olacak ...

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

Pazar Gezmeleri


Cumartesi gününü evde geçirdikten sonra dışarda güneşli havayı görünce, daha fazla dayanamayarak annem ve kızkardeşimle kendimizi dışarı attık. Evden çıkana kadar üç tane mont değiştirdim. Güneşe aldanarak yağmurluk veya ince mont giymeye kalkışsam da annem tarafından engellenerek daha kalın bir kaban giymekte karar kıldım :)

Kız kıza bir sinema alışveriş günü yapalım dedik birlikte. İlk hedefimiz Alice in Wonderland'ti. İnternetten bilet almaya çalışsam da hep bir sorun çıktı. Nitekim alamadım. Önce Cevahir'e gittik. Sedef'in tabiriyle sanki bedava bir şey dağıtılıyormuş gibi bir kalabalık vardı. Çok kalabalıktı, çoooookk.. Tabii ki yer bulamadık. Akşama kadar hiçbir seansta yer yoktu. Oradan vakit kaybetmeden Kanyon'a geçiş yaptık. Kanyon'da da hiçbir seansta yer yoktu. Daha fazla kendimizi kasmayalım ve en iyisi alışveriş yapalım dedik. Taksim'de bize katılan Ayşe'yle birlikte önce güzel bir yemek yedik. Ardından pasaj pasaj, mağaza mağaza dolaştık. Ama resmen donduukkk! Güneşe aldanıp, benim gibi annesini dinlemeyip yağmurluğuyla çıkan çok sevgili kızkardeşim ve çok sevgili arkadaşım daha da çok üşüdüler :) Boşuna dememişler anne sözü dinleyin diye :))

Günün sonunda Filicori'de yaptığımız kahve-tatlı keyfinden daha da tatlısı sohbetimizdi. En yakın arkadaşlarım annem ve kız kardeşimle vakit geçirmek gibisi yok. Ama bugün Ayşe'nin de bize katılması ekstra bir keyif oldu.

Ama hafta sonu bitti. Yarın pazartesi. Bir sürü iş beni beklerr. Alice in Wonderland'te hafta içi izlenecek artık. Tim Burton ve Johnny Depp bir arada. En sevdiğim. Kaçmaz bu artık.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments

Cumartesi Sıkılmaları

Bugün 6 Mart Cumartesi.

16 Aralık'tan beri yazmamışım bloguma. Aslında birkaç kez yazma teşebbüsünde bulundum. Draft kısmında 3 tane yarım kalmış yazım var. Ama daha önce de belirttiğim gibi blog güncelleme sorunu yaşıyorum. Çünkü her gün bir sürü yazıyla ilgileniyorum. Dergi için her ay bir sürü yazı hazırlıyorum. Derken buraya yazmaya fırsat kalmıyor. http://pertevniyal.biz/ecenin-vizoru/ sayfasında sinemalarda her hafta gösterime giren filmleri yazıyorum. Ama 29 Ocak'tan beri onu da güncelleyemedim. Hemen bu yazıyı yazdıktan sonra, bu hafta gösterime girmiş filmlerle ilgili yazımı da yazacağım.

Aslında bugün bu saatlerde Miller Saturday Afternoon partisinde olmayı planlıyordum. Ama geçen haftasonu Adana ve Mersin'de, salı - çarşamba - perşembe günleri de Almanya'da çok yorulmuşum. Bir de Ece Ç.de hasta olduğu için bugün partide olamayacağından gitmekten vazgeçtim :) Onsuz olmazdı.

Saatim şu anda 17.28 ve ben hala pijamalarımla oturuyorum. Bir yandan buraya yazarken, diğer taraftan da NTV'de Ece Sükan'ın sunduğu moda programında Milano Moda Haftası programını izliyorum. 2010-2011  Kış Modası'ndan bahsediyorlar. Daha 2009-2010 kışı geçmedi. Dışarda buz gibi bir hava var. Ki ben kışı seven biri olduğum halde yavaş yavaş kıştan sıkılmaya başladım ve yaz gelsin istiyorum.

Yazacak şeylerim de çok birikti. O kadar çok anlatmak istediğim şey vardı ki... Aralık ayından beri gittiğim tiyatrolar, gittiğim mekanlar, eğlenceler, partiler... Yavaş yavaş yazacağım ama tekrardan blogumu güncellemeye karar verdim. Bakalım bu sefer kac ay kesintisiz yazacağım? Geçtiğimiz Eylül- Aralık arası performansım fena değildi. Tekrar o günlere dönelim.. Yazmayı özledimm..

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS
Read Comments